Necdet TAŞ
İYİ Parti Mersin Milletvekili Burhanettin Kocamaz, sosyal medya üzerinden yaptığı bir açıklamayla ülke ve bölge gündemini değerlendirerek, ABD'nin Ortadoğu politikalarını eleştirdi. Kocamaz, özellikle ABD'nin bölgedeki adımlarını "haşlanan kurbağa" metaforuyla açıklayarak, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve Arap Baharı sürecinde yaşananların, bölge ülkelerini ve Türkiye'yi nasıl bilinçsizce bir sona doğru sürüklediğini savundu.
“ASIL AMACIN NE OLDUĞU ŞİMDİ DAHA İYİ ANLAŞILIYOR”
ABD'li yetkililerin son açıklamalarının, daha önceki beyanlardan farklılaşarak gerçek niyetleri ortaya koyduğunu ifade eden Kocamaz, “Dün TV haberlerinde ABD’nin Ortadoğu temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Barrak’ın yaptığı açıklamanın daha önce yaptığı açıklamalarla hiçbir alakası olmadığı, yavaş yavaş ağızlarındaki baklayı çıkarmaya başladığı, Suriye’de yaşanan olaylarla ve İsrail’in talepleri doğrultusunda nasıl dizayn edilmeye çalışıldığı adım adım görülmeye başladı. Burada ve tüm Ortadoğu’da uygulanan yöntem tıpa tıp kurbağanın haşlanması projesine benziyor. “Kurbağayı kaptaki suya koymuşlar, altından da ısıtmaya başlamışlar. Su ısındıkça kurbağanın hoşuna gidiyormuş! Suyun içinde gayet mutlu bir şekilde oradan oraya yüzüyormuş! Ancak bir müddet sonra su daha da ısınmış ve kurbağa haşlanmaya başlamış. Hareketleri yavaşlamış, refleksleri azalmış, ne olduğunu anlayamadan can vermiş!” BOP Projesi ve tüm Ortadoğu’da yaşanan hadiselerde aynen kurbağanın haşlanmasına benziyor. Ve maalesef BOP Projesini, Ülkemize demokrasi gelecek diyerek destekleyen ve adeta davul zurnayla karşılayan Arap Ülkeleri, farkında olmadan ABD ve İsrail’in amaçlarına hizmet ettiler. Oysa bu proje henüz uygulamaya konulmadan, Obama’nın ABD Başkanı olduğu dönemin Dışişleri Bakanı Rise, Ortadoğu’daki Ülkelerin sınırlarının değişeceğini, haritaların yeniden çizileceğini açıkça dile getirmişti. Buradaki asıl amacın ne olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor” dedi.
“HER ŞEY İSRAİL’İN GÜVENLİĞİ İÇİN”
Amacın İsrail’e yeni alanlar açmak, bölgeyi İsrail’in geleceği açısından daha güvenli hale getirmek ve yayılmacı politikalarını apaçık desteklemek olduğunu vurgulayan Kocamaz, “O dönemde Türkiye’de dahil, bütün Arap Ülkeleri konunun detayını bilmeden, başlarına gelecekleri anlamadan projeye destek verdiler. Hatta, Sayın Cumhurbaşkanı, Başbakanlığı sırasında bu projeyi desteklediklerini söyleyerek, kendisinin de bu projenin eşbaşkanı olduğunu övünerek söyledi. Sözde bölge Ülkelerine demokrasi gelecekti. O nedenle, Arap Ülkelerinde projeler yürütülürken, operasyon ilk olarak Irak’ta başlatıldı, Ülkeye demokrasi gelecek denilerek halk ayaklandırıldı, 1,5 milyon insan katledildi! Saddam devrildi, Irak bölündü, Ülkenin kuzeyinde Barzani’ye otonom bir bölge oluşturuldu, Talabani Cumhurbaşkanı oldu, PKK bölgeye konuşlandırıldı, Irak param parça edildi, ABD Irak petrollerine el koydu, hala Irak’a demokrasi gelecek! Daha sonra diğer Ortadoğu Ülkelerinde yönetimler ve şehirler yakılıp yıkılırken, halk Ülkelerine gerçekten demokrasi gelecek zannederek mücadele etti. Ölüme koştu ancak ABD güdümünde oluşan yeni yöneticilerin, ülkelerine demokrasi getirmeye yönelik herhangi bir gayretleri olmadı. Ayrıca, Ülkelerine demokrasi getirmek gibi bir niyetleri olmadığı görüldü. Yani yakmalar, yıkmalar, ihtilaller ve eski yöneticilerle halktan binlerce insanın öldürülmesi, Ülkelerde herhangi bir rejim değişikliğine yol açmadı. Sadece yöneticiler değişti. Yönetim şekli “aynı tas aynı hamam!” devam ediyor. Peki bu projeler uygulanırken Türkiye’de neler oldu. AKP Hükümeti göreve gelir gelmez, ABD’nin talebiyle Irak’a asker göndermek istedi, teskere Meclis’te reddedilince Kuzey Irak’ta askerlerimizin başına çuval geçirildi! Bunun üzerine ABD’ye nota verilmesi teklif edildi ancak bu teklif, Sayın Erdoğan tarafından “Ne notası? Müzik notası mı?” denilerek reddedildi. Kim ya da kimler akıl verdiyse, terör örgütleriyle mücadele sürerken, Suriye sınırlarımızdaki mayınların temizlenmesi gündeme getirildi ve mayınlar İsrail’li firmalara temizlettirildi. Gerekçesi de, mayınlı alanların mayından arındırılarak tarıma açılması. Türkiye’de halen ekilip dikilemeyen onca tarım arazisi varken, bu gerekçeyle mayınların hemde İsrailli firmalara temizletilmesine kargalar bile güler. Daha sonra anladık ki Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi, Suriye’de çıkarılacak karışıklıklar nedeniyle, milyonlarca Suriye’linin elini kolunu sallayarak, Türkiye’ye kolayca geçebilmesini sağlamak içinmiş. Herkesin bildiği ve içine sindiremediği Habur rezaleti. Bilindiği gibi binlerce terörist sözüm ona çözüm süreci denilerek Vali ve Kaymakamlara bunlara dokunmayın! Üstelikte karınlarını doyurun talimatı verilerek, Habur’da çadır mahkemeleri kurdurularak, yargılanıp, berat ettirildi. Ardından da ellerindeki paçavralarla Suriye’ye uğurlandı. Oslo ve Dolmabahçe görüşmeleriyle teröristlere taviz üstüne tavizler verildi. Suriye ile olan dostluğumuz, kardeşim Esat’tan katil Esed’e evrildi. Esat ile Erdoğan arasındaki dostluk kahvaltılarda beraber olunurken, ABD’nin kışkırtmasıyla bir anda düşmanca bir tavra dönüştü” ifadelerini kullandı.
“YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR”
AK Parti iktidarının dış politikasını eleştiren Kocamaz, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü: “Bugün geldiğimiz noktada, Suriye’de önce bir kaos ortamı oluşturuldu. Bizde o kaos ortamında SMO’ya destek vererek taraf olduk. Neticede Esat devrildi, ülke şu anda IŞİD militanlarının eline geçti! Suriye’deki kaos ve kargaşa devam ediyor. Bizim Habur’dan davul zurna ile uğurladığımız teröristler, Suriye’de PKK ve YPG’nin bir araya gelmesi sonucunda SDG’yi kurarak, Suriye petrollerinin üzerine oturdular! Ve bugün geldiğimiz noktada başımıza bela oldular. Tabii, bu arada Suriye’deki iç savaş sırasında Türk Ordusu’nun Suriye’ye yapmak zorunda kaldığı müdahale, Ruslarla karşı karşıya gelmemiz, Rus uçağının düşürülmesi, Afrin’de verdiğimiz şehitlerde cabası. 2. çözüm süreci olarak ortaya atılan ve adına da terörsüz Türkiye denilen yeni ihanet süreci! apo denilen bir bebek katili caninin, bizzat Sayın Bahçeli tarafından kurucu önder sıfatı verilerek TBMM’ne davet edilmesi ve DEM kürsüsünden konuşmasının istenmesi. PKK ve YPG’nin kurduğu SDG, bugün koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin muhatap alarak, medet umduğu terörist başının açıklamalarının kendilerini bağlamayacağını ve silah bırakmayacağını, Suriye’de gerekirse bağımsız devlet kurabileceklerini ima ediyor. Peki SDG neye güveniyor. Suriye’deki kaos ortamında öncelikle ABD ve İsrail’in verdiği desteğe, ardından da ABD’nin yaptığı 5500 tırlık silah ve mühimmata güveniyor. Bu nedenleri daha da çoğaltabiliriz. Bugün Barrak’ın ağız değiştirerek federasyonun bir altı şeklinde ifade ettiği şey, aslında ABD ve İsrail’in başta Türkiye ve İran olmak üzere bölge Ülkelerini kontrol amacıyla kurdurmaya çalıştığı kukla devletin alt yapısıdır. Bütün bunları bir araya getirdiğimizde de, devlet yönetiminin ne kadar önemli olduğunu, tecrübe ve öngörü gerektirdiğini, önünü arkasını hesap etmeden ani kararlarlar verilmemesi gerektiğini, her konuya temkinli yaklaşıp, hiç bir konuya balıklama atlanmayacağını ve devletin istişaresiz yönetilemeyeceğini ortaya koyuyor. O nedenle Ülkeyi yönetenlerin geçmişte yaşanan olaylardan ve alınan yanlış kararlardan dersler çıkararak, rotasını ona göre çizmesi gerekiyor. Zira devlet yönetimi gaflet ve dalalete gelmez. Temennimiz, hiç olmazsa bundan sonra yanlış yapılmaması ve verilen yanlış kararlardan bir an evvel dönülmesi. Aksi takdirde yarınlar çok daha geç olabilir!”